﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Ali Yaşar Kişisel Blogu &#187; kara tren</title>
	<atom:link href="http://www.maliyasar.com/tag/kara-tren/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.maliyasar.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jan 2012 20:18:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>KARA TREN</title>
		<link>http://www.maliyasar.com/deneme/kara-tren/</link>
		<comments>http://www.maliyasar.com/deneme/kara-tren/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 19:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>poyraz2004</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[akkiraz]]></category>
		<category><![CDATA[cahit sÄ±tkÄ±]]></category>
		<category><![CDATA[gar]]></category>
		<category><![CDATA[istasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kara tren]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[sabahat]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[vagon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maliyasar.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Bahçe istasyonunda durunca, elindeki tepside içliköfte, vagonlara üşüşen satıcıların bağırtılarını ve genzime çarpan soğan, yanmış yağ kokusunu hatırlıyorum. Midem bulanırdı zaten ne zaman trene binsem.
Bu bir yana, hayatımın en güzel anlarını, Malatya’dan Adana’ya, oradan aktarmayla Dörtyol’a ulaştığımız o tren yolculuklarında geçirdim.
Şimdi, bu satırları yazarken, Sebahat Akkiraz’ın o mükemmel yorumundan, o ciğer delen Arguvan türküsünü dinliyorum:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-270" title="karatren" src="http://www.maliyasar.com/wp-content/uploads/karatren-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" />Bahçe istasyonunda durunca, elindeki tepside içliköfte, vagonlara üşüşen satıcıların bağırtılarını ve genzime çarpan soğan, yanmış yağ kokusunu hatırlıyorum. Midem bulanırdı zaten ne zaman trene binsem.<br />
Bu bir yana, hayatımın en güzel anlarını, Malatya’dan Adana’ya, oradan aktarmayla Dörtyol’a ulaştığımız o tren yolculuklarında geçirdim.<br />
Şimdi, bu satırları yazarken, Sebahat Akkiraz’ın o mükemmel yorumundan, o ciğer delen Arguvan türküsünü dinliyorum:<br />
“Gara tren de yol alıyı Cürek’ten! ‘<br />
Dururken çıkardığı o garip tıslamalar, mihaniki sesler, fren yaparken çıkan o garip gürültü ve tıslamalar, o is, yağ, kömür mü artık o tuhaf koku, o insan sıcağı, o içinde taşıdığı insanların yüzlerce hikâyesinin de taşındığı hantal, ağır, sanki insanın çilelerini yüklendiği için özellikle yokuşlarda zorlanan vagonlarıyla kara trenler, lokomotif ve vagonları, birer demir yığını değil; birer canlı, birer tarih öncesi yaratığı idiler!<br />
Hele tüneller!  Akkiraz’ın söylediği bu yanık Arguvan, “ölem ölem kör kader” havasının hüznü en çok, uçakların hava boşluğuna düştüğü gibi, muazzam bir karanlık ve belirsizliğe girip kaybolduktan sonra, göz alabildiğine uzayan ağaçsız, kıraç dağ yamaçlarının arasında zorlanarak ilerlediği zamanlarda bize ayrılığın acısını tattırır ve kulaklarında tınısı belirirdi. İlkin yürek yakan bir mey sesi belirirdi.<span id="more-269"></span><br />
Arguvanların bu derdini kimsede görmedim.<br />
Sonra o üç telli curanın tınıları duyulur, aşığın mızrabı veya parmakları insanın en mahrem acılarına dokunurdu:<br />
<em><strong>Gara Tren de yol alıyı Cürek’ten<br />
Oturdum da bir of çektim yürekten<br />
O da benim gibi yansın yürekten<br />
Zalım eller bu sene<br />
Nasıl edek bu sene!<br />
</strong></em>Bahçe istasyonu, şimdi, onyıllarca öncesine, çocukluğumun kuytularına doğru yolculuk yaptığım bu günlerde anlıyorum ki, en canlı, en gizemli imgelerimden biri haline gelmiş.<br />
Bahçe, adı üstünde!  Çocukluk bahçesi!  Ayrılık çeşmesi. Yüzlerce yorgun, kederli insan yüzü. İs, duman, içliköfte, simit, börek, ayran, vagonlar, pencereler, yıpranmış, yorulmuş raylar, istasyon binasının eprimiş, solgun, kirli sarı duvarları, çeşmesi, trene yol veren, elindeki o garip, daima ilgimi çekmiş olan şeyle yol gösteren hareket şefi, istasyon binasından sonra yolun iki yakası boyunca uzayan selvi kavaklar, salkım söğütler, onların diplerine sakladığı sessizlikler, ayrılırken ruhları yaralanan nice garibin bakış izleri!  Aman Allah’ım girdiğim bu dehlizden çıkabilmem mümkün değil!<br />
Bütün bunları bu yakıcı Arguvan türküsü hareketlendiriyor.<br />
Sanki tren, bazen karşıdan gelecek olanı uzun bir süre bekledikten sonra ağır ağır hareketlenirken bu türküyü söylerdi:<br />
<em><strong>Dediler ki bu yaz yarin gemliyi<br />
O da benim gibi yansın yürekten!<br />
</strong></em>Bu acıyı en çok Eğin manilerinde tadarız. Bizi ikinci dizede birden içine alıp yutan bir kara delik gibidir.<br />
Kömür gözlü ağası İstanbul’a (gurbetin özel adıdır) gidip de gelmeyince, yüreğine damla damla biriken, kelimelerle dağıtır, birden dilinden döker:<br />
<em><strong> Evinin önüne bir asma diktim<br />
Asmanın boynunu kıbleye büktüm<br />
Kömür gözlerini sevdiğim ağam<br />
Gözyaşım asmanın dibine döktüm!<br />
</strong></em>Bu manileri ve onların taşıdığı acıları, hikayeleri taşıdığı için zorlanırdı demek ki lokomotifler ve ardından gelmek istemez gibi sürüklenen vagonlar!<br />
Bahçe istasyonu, biraz daha ferah ve düzlüktü. Tren uzun uzun tıslayarak durur, bi dolu garip ses çıkarır, durunca uzun uzun soluklanır, birden içindeki dertleri döker gibi insanlar boşanır, satıcılar, yeni yolcular biner, bir telaş, bir koşuşturma olurdu.<br />
Babam gevşeyerek kalkar, önce içliköfte ve ayran alır, sonra iner, varsa elma şekeri de almak üzere gözden yiterdi. Annem de bir telaş â€˜aman bizimki treni kaçıracak! ‘ Babam ne kadar sakin ve ağır ise, annem bir o kadar heyecanlı, telaşlı.<br />
Tren hareketlenir, babam hala ortalıkta yok. Annemin haddine mi, kalkıp baksın, sorsun. Birkaç dakika sonra, tren o eski hızına ve sesine kavuşunca babam belirir, sessizce gelip karşımıza otururdu.<br />
İkisi de içliköfteleri iştahla yerken kardeşim ve ben, kabaran mide bulantımızla uzun bir süre mücadele eder, yarı baygın bir halde ter içinde kalarak işkence çekerdik.<br />
Ortalık durulup, her şey eski haline dönüştüğünde, sanki zerrelerin o doğal hareketlerine dönmüşüz de kozmik çarkın merkezine yerleşmişiz gibi, o yolculuk rüyasının içinde yüzmeye başlardık.<br />
Sağa sola devinerek, bir yerlerden kopardığını, bir an önce, başka bir yere, belki de aslına ulaştırmak ister gibi çırpınırdı kara tren.<br />
O yakıcı Türkü tekrar belirirdi:<br />
<em><strong>Baykuş gibi de daş başına oturdum da nazlı yar<br />
Ben derdimi cümle aleme yetirdim neydek yar<br />
Gel vefasız biraz merhamet eyle de neydek yar<br />
Senin için ben aklımı yitirdim bu sene!  bu sene!  bu sene!<br />
Zalım eller bu sene!<br />
Nasıl edek bu sene! </strong></em><br />
Bu sonu gelmez çaresizlik insana ne çok yakışıyordu.<br />
Artık herkesin yüzünde bir dinginlik, sessizlik, mahmurluk.<br />
Saatlerce tek laf etmezlerdi.<br />
Bir sonraki istasyonda durmaz, yavaşlar, düdüğünü öttürerek geçerdi.<br />
Bir istasyon, bir küçük durak daha!  Derken yine uzun uzun tıslayarak dururdu. Babam bu sıra belki sessizce sorardı. Ne sorduğundan çok, bir şey söylemesi önemliydi.<br />
Yas havası gibi bir hal.<br />
Bu sessizliğin beni içine çekip aldığı o anların her birini ayrı ayrı hatırlıyorum.<br />
Yenice paketini iç cebinden çıkarırdı babam, gazlı çakmağıyla yakar dumanını Arguvan türküsünün yakıcı kelimelerinin içine doğru savururdu:<br />
<em><strong>Akşam olur tren kalkar garından<br />
Yandım Allah ayrılığın zarından<br />
Kimi yavrusundan kimi yarından<br />
Yüne bu gün ayrılığın günüdür<br />
</strong></em>Şimdi, yıllar öncesinde beni kara trenin içine çekip aldığı o muazzam acıyı, bu gün insanın en yalın hali olarak görmekle birlikte, o yorgun ve acıyla yıkanmış vagonların birer hikâye ırmağı, birer can şenliği, birer neşve denizi olduğunu görebiliyorum.<br />
Onlar sadece çoğumuzun çocukluk imgesi değildi, muasır medeniyet seviyesinin ötesiydi!  Toplumsal ve ahlaki ideallerini yenilemiş trajik bir kuşağın umutlarıydı!<br />
Geçtiğimiz bayramda, üç yüze yakın insan oto yollarda parçalanmış, ezilmiş bedenlerini bıraktı.<br />
Bu kara trenlerin yolunu kesen, onların yerine doğayı acımasızca bölen ve parçalayan asfaltları dökenler bu sonucu hesap ettiler mi bilmiyorum.<br />
Ama bilerek veya bilmeyerek bir fenalığa yol açtıkları kesin.<br />
Bunu, Hicaz demiryolu belgeselini seyrederken de hissetmiştim.<br />
Nihayet Adana istasyonu belirirdi.<br />
Pencereden göremezdik ama trenin gara girişi ve durması uzun sürerdi.<br />
Bu seremoni büyüyü bozardı, rüyadan uyanırdık.<br />
Herkes ayaklanır, telaşlanırdı.<br />
O kadar çok çantamız, bohçamız, valizimiz olurdu ki!<br />
İstasyonda saatlerce aktarma için beklediğimiz anlarda, Adana’da oturan rahmetli halam ile, saraçlık yapan, gümüş renginde, sürekli taranmış, briyantinli saçları, mavi gözleriyle kocası bizi karşılardı.<br />
Midemin bulantısı dindiği için bu kez halamın Malatya usulünde yaptığı içli köfteleri iştahla yerdim.<br />
Bir salkımsöğüdün dibindeki bankta saatlerce oturur, büyüklerin muhabbetini dinlerdik, sonra yeni lokomotifler, onlara bağlanmış yeni vagonlar, yeni pencereler, yeni ovalar, dağlar, tüneller!  başlardı.<br />
Hayat bir yolculuktu, kara trenler hem bizi birilerinden ve bir yerlerden ayırıyor, hem kavuşturur, birleştiriyordu.<br />
Bir yerlerden bir yerlere vagonlar dolusu acılar ve anılar taşıyordu.<br />
İnsan yaşadıkça, şairin dediği gibi, bir şeylerin acısıyla ve anısıyla yaşıyor.<br />
Murathan Mungan’ın,<br />
<em><strong> Her seferinde erteliyordum büyük vazgeçişi bilet değiştirmekle<br />
Oysa hiçbir yolculuk taşımıyordu beni hiçbir yere<br />
Başka yolcular değildi bekletilen, yolcular başkalaşıyordu<br />
Saplanmış trenlerse aynı tünellerde ilk karı bekliyordu.</strong></em> Dizeleri de o melali yansıtmakla birlikte, o günleri en çok Cahit Sıtkı’nın kelimelerine emanet etmeyi yeğliyorum:<br />
<strong><em> Nereye bu gece vakti?<br />
Güzel tren, garip tren?<br />
Düdüğün pek acı geldi,<br />
Hatıra neler getiren.<br />
Çok mudur mendil sallamam;<br />
Her yolcu az çok aşina,<br />
Haydi, yolun açık olsun;<br />
Geçtiğin köprüler sağlam,<br />
Tüneller aydınlık olsun.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maliyasar.com/deneme/kara-tren/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

