﻿<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Ali Yaşar Kişisel Blog Sayfası &#187; deneme</title>
	<atom:link href="http://www.maliyasar.com/category/deneme/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.maliyasar.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Jan 2010 11:50:25 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>SOKAK ÇOCUĞU GÜNCESİ</title>
		<link>http://www.maliyasar.com/deneme/sokak-cocugu-guncesi.html</link>
		<comments>http://www.maliyasar.com/deneme/sokak-cocugu-guncesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 May 2009 14:08:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kendimden]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maliyasar.com/?p=641</guid>
		<description><![CDATA[' Fırtına olacak, kar yağacak denirken güneşli bir havayla karşılaştım. Islanıp üşümeyeceğim diye sevinmeli miyim; yoksa bu güzel havayı müjdeleyeceğim bir ailemin olmadığına üzülmeli miyim bilemedim. Ama kalbim üzülmeyi seçti. Her şey eksikti; çünkü. Yaşadığım acılar, cevaplayamadığım onca soru, ayazda geçen birçok gece dışında her şey!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216; Fırtına olacak, kar yağacak denirken güneşli bir havayla karşılaştım. Islanıp üşümeyeceğim diye sevinmeli miyim; yoksa bu güzel havayı müjdeleyeceğim bir ailemin olmadığına üzülmeli miyim bilemedim. Ama kalbim üzülmeyi seçti. Her şey eksikti; çünkü. Yaşadığım acılar, cevaplayamadığım onca soru, ayazda geçen birçok gece dışında her şey!</p>
<p>Geçen gün yeni ayakkabılarım oldu. Şöyyyle en hızlı koşanından, beyaz, spor bir çift ayakkabı. Hee mont da vardı yanında: kapüşonu kocaman, mavi, su geçirmez cinstendi.</p>
<p>Fermuarının üzerinde örümcek adam bile vardı. Her şeyi tamdı yani. Ama hayır, eksikti. Eksikti çünkü üzerinde annemin kokusu, ayakkabılarımda babamın parmak izleri yoktu. Hayata tutunmak için bir yer arıyordum. Ayakkabı boyuyordum üç-beş kuruşa ve hayata boyadığım ayakkabıların bağlarından tutunmaya çalışıyordum. Boyamadan önce çözdüğüm o ayakkabı bağları, sadece bir ayakkabı bağı değildi. Belki hayat yükümü çeken urgan, belki de düşlerimde gökyüzüne süzülen o balonun ipiydi.</p>
<p><span id="more-641"></span>Hayallerim çalınmıştı benim. Bilye oynarken kazdığım küçücük kuyunun içindeyim, saki. Şehrin bütün kötülükleri, mezarlığından kaçan tüm hayaletler, kokuşmuş tümceler!  Hepsi hepsi orda. Bir bilyelerim!  Bilyelerim kuyunun dışında kaldılar. Uçurtmamı karakargalar kaçırmıştı, baykuşlara vermek için. Kırmızı başlıklı kızın kurdu ondan vazgeçip benim peşime düşmüştü, sanki. Hep soluk soluğayım.<br />
Titrek yüreğimle ne yapacağımı bilmezken, insanlar korkuyor benden. Adım sokak çocuğu ya! Ya faça çekersem bir yerlerine! Maazallah paralarını da çalarım demi! Üstüm başım kir pas içinde ya, kirletirse o şık elbiselerini!</p>
<p>Peki, geçen gün ki o resim çizen abi neden terslemişti, beni? Oysa ne kadar uysaldım. Çok da sevimli olduğumu düşünüyordum. Sanırım bu sadece benim düşüncemmiş.</p>
<p>Ben sadece istemiştim ki: beni de çizsin. Ama sadece beni değil. Yanımda babamı ve yumuşacık eline sıkı sıkı sarıldığım annemi de çizsin. Belki de sadece karakalem çalışılmış o resim kâğıdında görecektim onları. Ama kalemi gitti bana yine karası kaldı hayatın.</p>
<p>İşte kalbim belki de bunun için üzülmeyi seçti.</p>
<p>Söyler misiniz tüm bu hissettiklerim kadere dönüşen çaresizliğimden mi; yoksa içinde eriyip gittiğim sefilliğimden mi?</p>
<p>Diye yazar herhalde bir sokak çocuğu, ömür defterine bir sayfa daha eklerken.</p>
<p>Biz kendi penceremizden görebildiklerimizi aktarabildik; ancak. Ama onlar!  Onlar sıcak sobaya elini dokunduranlar.</p>
<p>Hissetmeyen bilemez belki ama gelin bizler de sobaya dokunan o ellerin suyu olalım ve</p>
<p>23 Nisan’ın hediye edildiği tüm çiçekler ama tüm çiçekler sulansın.</p>
<p style="text-align: right;">Merve ABADANOĞLU<br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-7784110248643856";
/* 468x15, oluşturulma 25.04.2009 */
google_ad_slot = "8173074051";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
// --></script><br />
<script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript"></script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maliyasar.com/deneme/sokak-cocugu-guncesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Online Kitap Alışverişi</title>
		<link>http://www.maliyasar.com/deneme/online-kitap-alisverisi.html</link>
		<comments>http://www.maliyasar.com/deneme/online-kitap-alisverisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Feb 2009 17:05:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[internetten kitap almanın avantajları]]></category>
		<category><![CDATA[internetten online kitap alÄ±ÅŸveriÅŸi ile ilgili bilmeniz gerekenler]]></category>
		<category><![CDATA[kitap almak iÃ§in internetin kullanÄ±lmasÄ±]]></category>
		<category><![CDATA[neden internetten kitap almalÄ±yÄ±m]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maliyasar.com/?p=576</guid>
		<description><![CDATA[Kitap dünyası çok büyük ve çok geniştir. Tüm kıta ve tüm dillerde yayınlar vardır. Kitaplar sınırsız sayıda konular içerir. Dünyada pek çok siyasi ve kültürel değişiklik olmasına rağmen kitaplar her zaman her devirde gereken itibarı almışlardır. Fakat uygar toplumlarda daha da önem kazanmıştır. Öğrenme sınırsız olduğuna göre kitabı aşkla okuyanların sayısı da hiç azımsanmayacak kadardır. Ülkemizde de kitaba olan ilgi son yıllarda artmış durumdadır. Bu da gelişmişliğin bir göstergesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitap dünyası çok büyük ve çok geniştir. Tüm kıta ve tüm dillerde yayınlar vardır. Kitaplar sınırsız sayıda konular içerir. Dünyada pek çok siyasi ve kültürel değişiklik olmasına rağmen kitaplar her zaman her devirde gereken itibarı almışlardır. Fakat uygar toplumlarda daha da önem kazanmıştır. Öğrenme sınırsız olduğuna göre kitabı aşkla okuyanların sayısı da hiç azımsanmayacak kadardır. Ülkemizde de kitaba olan ilgi son yıllarda artmış durumdadır. Bu da gelişmişliğin bir göstergesidir.</p>
<p>Geleneksel kitapçılar hala çok popülerdir. Pek çok kitap yayıncıları ve satıcılar bu işi yüzyıllardır aynı şekilde yapıyorlar. Kitapları her zaman toplumun değişik kesimlerince talep görmektedir. Bu yüzden farklı kategorilerdeki kitapların farklı okuyucuları mevcuttur. Geleneksel kitap satıcıları için çok fazla kitap stoku yapmak karlı bir iş değildir. Aradığınız bir kitabı geleneksel kitapçılarda bulmak da deveye hendek atlatmak gibi bir şeydir.</p>
<p>Ayrıca bu insanların zaman harcamasına sebep olur. Erkek ve kadınların çok yoğun iş programları yüzünden kitap almak için bu kadar vakit harcamaları vakit kaybı olarak algılanır. Birden fazla kitap alımı yapılacağı zaman da kitapçılar tek tek gezilmek zorunda kalınır.<span id="more-576"></span></p>
<p>İnternetten alışveriş bu gibi sorunlar yaşayan kitapseverler için çok iyi bir hizmet oldu. Online alışveriş kolay ve ucuz bir yöntemdir. Dünyanın dört bir yanındaki yayıncılar ve kitap satıcıları, yaygın web siteleri, ayrıntılı katalogları ile alışverişi zevke dönüştürmüş durumdalar. Online alışveriş sitelerinde dükkan kirası elektrik su giderleri ve çalışan maaşları gibi ek maliyetler olmadığı için daha ucuza alışveriş imkanı mevcuttur. Ayrıca yayınevleriyle koordineli çalışan online satış siteleri stok yapma gibi bir maliyetten de kurtulmuş oluyorlar. Yayınevinden istenilen kitabı anında getirterek, çoğu zaman direk yayınevinden satış yaparak maliyetleri çok aza indirebiliyorlar.</p>
<p>Online alışverişlerde kitap alınırken birkaç önemli husus göz ardı edilmemelidir. Mutlaka çevrimiçi olarak kitap seçilip alınabilen bir site kullanılmalıdır. Sitenin güvenilir ve ulusal olarak tanınmış bir site olması da çok önemlidir. Alışveriş yapılacak web sitesinin şirket bilgileri, telefon ve adres bilgilerinin gizli olmamasına dikkat edilmelidir.<br />
<!--begin www.kitapyurdu.com Satış link--></p>
<table border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="145">
<tbody>
<tr>
<td align="left"><a href="http://www.kitapyurdu.com/default.asp?AID=20365" target="_blank"><span style="font-size: xx-small;"><br />
<img src="http://affiliate.kitapyurdu.com/affiliatepic.asp?type=7" border="0" alt="internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz." align="left" /><br />
<span style="font-size: xx-small; font-family: Verdana;">internet kitapçınız kitapyurdu.com&#8217;dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.</span></span> </a></td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><!--end www.kitapyurdu.com link--><br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-3803078377480390";
/* 468x15, oluşturulma 22.03.2009 */
google_ad_slot = "5791361581";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maliyasar.com/deneme/online-kitap-alisverisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni ve Eski TL</title>
		<link>http://www.maliyasar.com/deneme/yeni-ve-eski-tl.html</link>
		<comments>http://www.maliyasar.com/deneme/yeni-ve-eski-tl.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Jan 2009 17:31:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kendimden]]></category>
		<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[yeni cÃ¼zdan]]></category>
		<category><![CDATA[yeni para]]></category>
		<category><![CDATA[yeni tl]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maliyasar.com/?p=447</guid>
		<description><![CDATA[Memur olan arkadaşlar beni çok iyi anlayacaktır. Malum hükümet aralık maaşlarını 5 Aralık tarihinde ödedi. 1 Ocak tarihinde de YTL den TL ye dönüş yaptık. Bu gün ayın 12 si. Kardeşim 12 gündür nerdeydin, yeni çıkan TL’ler artık eskidi sen daha bunu yeni yazıyorsun dediğinizi duyar gibiyim :-D]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Memur olan arkadaşlar beni çok iyi anlayacaktır. Malum hükümet aralık maaşlarını 5 Aralık tarihinde ödedi. 1 Ocak tarihinde de YTL den TL ye dönüş yaptık. Bu gün ayın 12 si. Kardeşim 12 gündür nerdeydin, yeni çıkan TL’ler artık eskidi sen daha bunu yeni yazıyorsun dediğinizi duyar gibiyim <img src='http://www.maliyasar.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':-D' class='wp-smiley' />  Ama memur olan birisi ayın sonunda (hemde maaşı 5 Aralıkta almış) nerden bulacak yeni TL&#8217;yi? Para bitti bende bu gün (mecburen) bankamatiğe uğradım. Ek hesaptan biraz para çektim. Baktım gıcır gıcır paralar. Daha katlanmamış. Muhakkak ilk benim cebime giriyordu bu gıcır gıcır paralar. Aklıma hemen 1 Ocak 2005 tarihinden önceki paralar geldi.</p>
<p>Ya neydi onlar öyle, Yırtılmış 5 parçaya bölünmüş, parçaları bantla yapıştırılmış, pantolonun cebinde unutulup çamaşır makinesinde yıkanmış, rengi solmuş vesaire vesaire paralar&#8230; Hatırlıyorum da Mark ve Dolar aldığımızda bu paraları nasıl itinayla katlar, cüzdanımızın en güzide köşesine itina ile iliştirirdik. Fazla yıpranırsa, yırtılırsa geçmeyeceğini düşünürdük. Hala da böyle düşünüyoruz galiba. Ama kendi paramızı cüzdana koyma gereği duymaz, kot pantolonumuzun cebine kırıştıra kırıştıra, tepiştire tepiştire koyarız.<br />
<span id="more-447"></span><br />
Sonra günler 1 Ocak 2005 i gösterdiğinde YTL&#8217;ye geçiş yaptık. Eki yırtık pırtık paralardan kurtulduk. Aradan kısa bir süre geçmeden paralar eski halini almaya başladı. Yine yırtıldı, yıkandı, bantlandı falan filan. Şimdi? şimdi de paralarımız yenilendi. Yeni paramız küçük ebatları, güzel tasarımı ve renk tonlarıyla dikkat çekiyor. Bakalım bu güzellikleri ne zamana kadar sürecek. Bakalım ilk bantlı yırtık para ile ne zaman karşılaşıcım. Bence çok uzun sürmeyecektir.</p>
<p>Mevzu buraya ait değil ama bir konuya değinmek istiyorum. Geçenlerde denk geldim. Eşime bir çanta alacaktım hediye olarak. Genç bir arkadaş içeri girdi ve &#8220;<em>Yeni TL&#8217;ye uygun cüzdan var mı abi?&#8221;</em> diye sordu. Buradan cüzdan üreticilerine ve gözü pek girişimcilere duyurulur. Yeni paramıza uygun, boyutu daha küçük cüzdanlar yapın ve yüksek cirolar elde elin. Bu işe çoktan başlayanlar vardır belki ama düşünmeyenler varsa üretime başlasın <img src='http://www.maliyasar.com/wp-includes/images/smilies/icon_biggrin.gif' alt=':-D' class='wp-smiley' /><br />
<script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-3803078377480390";
/* 468x15, oluşturulma 22.03.2009 */
google_ad_slot = "5791361581";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//-->
</script><br />
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maliyasar.com/deneme/yeni-ve-eski-tl.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AVRUPA BİRLİĞİ MASALI</title>
		<link>http://www.maliyasar.com/deneme/avrupa-birligi-masali.html</link>
		<comments>http://www.maliyasar.com/deneme/avrupa-birligi-masali.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Dec 2008 11:42:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[ab ye girebilecekmiyiz]]></category>
		<category><![CDATA[ab ye girebilirmiyiz]]></category>
		<category><![CDATA[kopenhag]]></category>
		<category><![CDATA[kriter]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maliyasar.com/?p=310</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan Avrupa ile ilişkilerimiz dönem dönem hız kazanmış, dönem askıya alınmıştır. 1963'te Ankara Anlaşması, 1970'te Katma Protokolü imzalanmıştır. Bu imzalanan belgelerle Türkiye ve AB karşılıklı olarak taahhütte bulunmuşlar, fakat her iki tarafta]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyetin kuruluşundan beri var olan Avrupa ile ilişkilerimiz dönem dönem hız kazanmış,  dönem askıya alınmıştır. 1963&#8242;te Ankara Anlaşması, 1970&#8242;te Katma Protokolü imzalanmıştır. Bu imzalanan belgelerle Türkiye ve AB karşılıklı olarak taahhütte bulunmuşlar, fakat her iki tarafta yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. 1987 yılında tekrar tam üyelik başvurusunda bulunan Türkiye, bu başvurusundan da istediğini alamamıştır. Ancak Türkiye&#8217;yi Avrupa&#8217;ya yakınlaştıracağını ve daha sonraki dönemde Türkiye&#8217;yi tam üye yapacağı sanılan Gümrük Birliği anlaşması imzalanmıştır. Ancak bu anlaşma yakınlaştırmak yerine, ülkemizin ulusal çıkarlarına ters düşen yükümlülükler altına sokmuştur. Gümrük Birliği&#8217;ne detaylı değinmeyeceğim. Asıl önemli olan konuya Türkiye&#8217;nin Avrupa Birliği&#8217;ne girip girmeyeceği konusu üzerinde duracağım.</p>
<p>Türkiye Avrupa Birliği&#8217;ne girer mi? bence giremez. Giremez derken Avrupa Birliği ülkemizi tam üye olarak almaz.</p>
<p>Türkiye 1999 yılında AB ile tekrar müzakerelere başlamış ve yine taahhütlerde bulunmuştur. Şimdi varsayalım Türkiye içindeki siyasal ve sosyal hatta ekonomik sorunları halletti, uyum yasalarının hepsini çıkardı, insan hakları, Evrensel Beyannamesi&#8217;nin tüm maddelerini, hatta Kopenhag kriterlerinin tümünü uyguladık. Kıbrıs sorununu da hallettik.</p>
<p>Hatta olayın başka bir boyutu, kokoreci yasakladık, işkembeyi ortadan kaldırdık, vs. vs&#8230;.</p>
<p>Peki, bütün bunlara rağmen AB&#8217;ye tam üye olabilecek miyiz? Hayır olamayız. Çünkü Avrupa Türkiye&#8217;yi Avrupa Birliği&#8217;ne almayacak. Neden mi?<br />
<span id="more-310"></span><br />
a)    AB parlamentosunda ve AB komisyonunda temsilci sayısı ülkelerin nüfusuna göredir. Nüfusun ve nüfus artış hızının yüksek olduğu Türkiye yarın tam üye olsa AB parlamentosu ve komisyonunda en çok üyeye sahip olmuş olacak. Bunu Avrupa asla kabul etmez.</p>
<p>b)    Türkiye tam üye yapılsa AB içinde serbest işgücü dolaşımı bulunduğundan Türkiye&#8217;den Avrupa&#8217;ya büyük göç olurdu. Bugün 5 milyon civarındaki Türk&#8217;ü geri göndermeye çalışan Avrupa; neden bunun on katı riske ve sosyal soruna girmek istesin ki?</p>
<p>c)   Türkiye tam üye olur ise AB şartına göre az gelişmiş bölgelere yardım fonundan zorunlu olarak 1 trilyon doların üzerinde yardım yapılması gerekir.Ekonomisi güçlü bir Türkiye&#8217;yi Avrupa Birliği kabullenemez.</p>
<p>d)   Türkiye AB&#8217;ye oranla ekonomik ve politik iç sorunları çok daha fazla olan bir ülkedir. Tam üye olunduğu takdirde bu sorunlar AB&#8217;ye taşınmış olacak. Sorunlu bir ülkeyi istemez hiçbir topluluk.</p>
<p>e)   AB Türkiye&#8217;yi sosyo-kültürel olarak ta Avrupalı gibi görmemektedir.</p>
<p>Ayrıca 2006 yılı Avrupa ülkelerini kapsayan araştırmaya göre; Fransızların %62&#8217;si, Belçikalıların %57&#8217;si, Hollandalıların % 65&#8242;i, İngilizlerin % 56&#8217;sı Türkiye&#8217;yi AB&#8217;de görmek istemiyor. Peki, tüm bu saydığım gerçekler ve anketin sonucunda nasıl olacakta Avrupa Birliği&#8217;ne gireceğiz?</p>
<p>Şimdiye kadar verdiğimiz tavizlerin iki kat fazlasını da versek yine almazlar.Onun için ülkemizin ulusal çıkarları açısından Avrupa Birliği&#8217;ne &#8221;TAVİZ&#8221; vermeyelim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maliyasar.com/deneme/avrupa-birligi-masali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KARA TREN</title>
		<link>http://www.maliyasar.com/deneme/kara-tren.html</link>
		<comments>http://www.maliyasar.com/deneme/kara-tren.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Dec 2008 19:15:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[deneme]]></category>
		<category><![CDATA[adana]]></category>
		<category><![CDATA[akkiraz]]></category>
		<category><![CDATA[cahit sÄ±tkÄ±]]></category>
		<category><![CDATA[gar]]></category>
		<category><![CDATA[istasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kara tren]]></category>
		<category><![CDATA[malatya]]></category>
		<category><![CDATA[sabahat]]></category>
		<category><![CDATA[tren]]></category>
		<category><![CDATA[vagon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.maliyasar.com/?p=269</guid>
		<description><![CDATA[Bahçe istasyonunda durunca, elindeki tepside içliköfte, vagonlara üşüşen satıcıların bağırtılarını ve genzime çarpan soğan, yanmış yağ kokusunu hatırlıyorum. Midem bulanırdı zaten ne zaman trene binsem.
Bu bir yana, hayatımın en güzel anlarını, Malatya’dan Adana’ya, oradan aktarmayla Dörtyol’a ulaştığımız o tren yolculuklarında geçirdim.
Şimdi, bu satırları yazarken, Sebahat Akkiraz’ın o mükemmel yorumundan, o ciğer delen Arguvan türküsünü dinliyorum:]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-270" title="karatren" src="http://www.maliyasar.com/wp-content/uploads/karatren-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" />Bahçe istasyonunda durunca, elindeki tepside içliköfte, vagonlara üşüşen satıcıların bağırtılarını ve genzime çarpan soğan, yanmış yağ kokusunu hatırlıyorum. Midem bulanırdı zaten ne zaman trene binsem.<br />
Bu bir yana, hayatımın en güzel anlarını, Malatya’dan Adana’ya, oradan aktarmayla Dörtyol’a ulaştığımız o tren yolculuklarında geçirdim.<br />
Şimdi, bu satırları yazarken, Sebahat Akkiraz’ın o mükemmel yorumundan, o ciğer delen Arguvan türküsünü dinliyorum:<br />
“Gara tren de yol alıyı Cürek’ten! ‘<br />
Dururken çıkardığı o garip tıslamalar, mihaniki sesler, fren yaparken çıkan o garip gürültü ve tıslamalar, o is, yağ, kömür mü artık o tuhaf koku, o insan sıcağı, o içinde taşıdığı insanların yüzlerce hikâyesinin de taşındığı hantal, ağır, sanki insanın çilelerini yüklendiği için özellikle yokuşlarda zorlanan vagonlarıyla kara trenler, lokomotif ve vagonları, birer demir yığını değil; birer canlı, birer tarih öncesi yaratığı idiler!<br />
Hele tüneller!  Akkiraz’ın söylediği bu yanık Arguvan, “ölem ölem kör kader” havasının hüznü en çok, uçakların hava boşluğuna düştüğü gibi, muazzam bir karanlık ve belirsizliğe girip kaybolduktan sonra, göz alabildiğine uzayan ağaçsız, kıraç dağ yamaçlarının arasında zorlanarak ilerlediği zamanlarda bize ayrılığın acısını tattırır ve kulaklarında tınısı belirirdi. İlkin yürek yakan bir mey sesi belirirdi.<span id="more-269"></span><br />
Arguvanların bu derdini kimsede görmedim.<br />
Sonra o üç telli curanın tınıları duyulur, aşığın mızrabı veya parmakları insanın en mahrem acılarına dokunurdu:<br />
<em><strong>Gara Tren de yol alıyı Cürek’ten<br />
Oturdum da bir of çektim yürekten<br />
O da benim gibi yansın yürekten<br />
Zalım eller bu sene<br />
Nasıl edek bu sene!<br />
</strong></em>Bahçe istasyonu, şimdi, onyıllarca öncesine, çocukluğumun kuytularına doğru yolculuk yaptığım bu günlerde anlıyorum ki, en canlı, en gizemli imgelerimden biri haline gelmiş.<br />
Bahçe, adı üstünde!  Çocukluk bahçesi!  Ayrılık çeşmesi. Yüzlerce yorgun, kederli insan yüzü. İs, duman, içliköfte, simit, börek, ayran, vagonlar, pencereler, yıpranmış, yorulmuş raylar, istasyon binasının eprimiş, solgun, kirli sarı duvarları, çeşmesi, trene yol veren, elindeki o garip, daima ilgimi çekmiş olan şeyle yol gösteren hareket şefi, istasyon binasından sonra yolun iki yakası boyunca uzayan selvi kavaklar, salkım söğütler, onların diplerine sakladığı sessizlikler, ayrılırken ruhları yaralanan nice garibin bakış izleri!  Aman Allah’ım girdiğim bu dehlizden çıkabilmem mümkün değil!<br />
Bütün bunları bu yakıcı Arguvan türküsü hareketlendiriyor.<br />
Sanki tren, bazen karşıdan gelecek olanı uzun bir süre bekledikten sonra ağır ağır hareketlenirken bu türküyü söylerdi:<br />
<em><strong>Dediler ki bu yaz yarin gemliyi<br />
O da benim gibi yansın yürekten!<br />
</strong></em>Bu acıyı en çok Eğin manilerinde tadarız. Bizi ikinci dizede birden içine alıp yutan bir kara delik gibidir.<br />
Kömür gözlü ağası İstanbul’a (gurbetin özel adıdır) gidip de gelmeyince, yüreğine damla damla biriken, kelimelerle dağıtır, birden dilinden döker:<br />
<em><strong> Evinin önüne bir asma diktim<br />
Asmanın boynunu kıbleye büktüm<br />
Kömür gözlerini sevdiğim ağam<br />
Gözyaşım asmanın dibine döktüm!<br />
</strong></em>Bu manileri ve onların taşıdığı acıları, hikayeleri taşıdığı için zorlanırdı demek ki lokomotifler ve ardından gelmek istemez gibi sürüklenen vagonlar!<br />
Bahçe istasyonu, biraz daha ferah ve düzlüktü. Tren uzun uzun tıslayarak durur, bi dolu garip ses çıkarır, durunca uzun uzun soluklanır, birden içindeki dertleri döker gibi insanlar boşanır, satıcılar, yeni yolcular biner, bir telaş, bir koşuşturma olurdu.<br />
Babam gevşeyerek kalkar, önce içliköfte ve ayran alır, sonra iner, varsa elma şekeri de almak üzere gözden yiterdi. Annem de bir telaş â€˜aman bizimki treni kaçıracak! ‘ Babam ne kadar sakin ve ağır ise, annem bir o kadar heyecanlı, telaşlı.<br />
Tren hareketlenir, babam hala ortalıkta yok. Annemin haddine mi, kalkıp baksın, sorsun. Birkaç dakika sonra, tren o eski hızına ve sesine kavuşunca babam belirir, sessizce gelip karşımıza otururdu.<br />
İkisi de içliköfteleri iştahla yerken kardeşim ve ben, kabaran mide bulantımızla uzun bir süre mücadele eder, yarı baygın bir halde ter içinde kalarak işkence çekerdik.<br />
Ortalık durulup, her şey eski haline dönüştüğünde, sanki zerrelerin o doğal hareketlerine dönmüşüz de kozmik çarkın merkezine yerleşmişiz gibi, o yolculuk rüyasının içinde yüzmeye başlardık.<br />
Sağa sola devinerek, bir yerlerden kopardığını, bir an önce, başka bir yere, belki de aslına ulaştırmak ister gibi çırpınırdı kara tren.<br />
O yakıcı Türkü tekrar belirirdi:<br />
<em><strong>Baykuş gibi de daş başına oturdum da nazlı yar<br />
Ben derdimi cümle aleme yetirdim neydek yar<br />
Gel vefasız biraz merhamet eyle de neydek yar<br />
Senin için ben aklımı yitirdim bu sene!  bu sene!  bu sene!<br />
Zalım eller bu sene!<br />
Nasıl edek bu sene! </strong></em><br />
Bu sonu gelmez çaresizlik insana ne çok yakışıyordu.<br />
Artık herkesin yüzünde bir dinginlik, sessizlik, mahmurluk.<br />
Saatlerce tek laf etmezlerdi.<br />
Bir sonraki istasyonda durmaz, yavaşlar, düdüğünü öttürerek geçerdi.<br />
Bir istasyon, bir küçük durak daha!  Derken yine uzun uzun tıslayarak dururdu. Babam bu sıra belki sessizce sorardı. Ne sorduğundan çok, bir şey söylemesi önemliydi.<br />
Yas havası gibi bir hal.<br />
Bu sessizliğin beni içine çekip aldığı o anların her birini ayrı ayrı hatırlıyorum.<br />
Yenice paketini iç cebinden çıkarırdı babam, gazlı çakmağıyla yakar dumanını Arguvan türküsünün yakıcı kelimelerinin içine doğru savururdu:<br />
<em><strong>Akşam olur tren kalkar garından<br />
Yandım Allah ayrılığın zarından<br />
Kimi yavrusundan kimi yarından<br />
Yüne bu gün ayrılığın günüdür<br />
</strong></em>Şimdi, yıllar öncesinde beni kara trenin içine çekip aldığı o muazzam acıyı, bu gün insanın en yalın hali olarak görmekle birlikte, o yorgun ve acıyla yıkanmış vagonların birer hikâye ırmağı, birer can şenliği, birer neşve denizi olduğunu görebiliyorum.<br />
Onlar sadece çoğumuzun çocukluk imgesi değildi, muasır medeniyet seviyesinin ötesiydi!  Toplumsal ve ahlaki ideallerini yenilemiş trajik bir kuşağın umutlarıydı!<br />
Geçtiğimiz bayramda, üç yüze yakın insan oto yollarda parçalanmış, ezilmiş bedenlerini bıraktı.<br />
Bu kara trenlerin yolunu kesen, onların yerine doğayı acımasızca bölen ve parçalayan asfaltları dökenler bu sonucu hesap ettiler mi bilmiyorum.<br />
Ama bilerek veya bilmeyerek bir fenalığa yol açtıkları kesin.<br />
Bunu, Hicaz demiryolu belgeselini seyrederken de hissetmiştim.<br />
Nihayet Adana istasyonu belirirdi.<br />
Pencereden göremezdik ama trenin gara girişi ve durması uzun sürerdi.<br />
Bu seremoni büyüyü bozardı, rüyadan uyanırdık.<br />
Herkes ayaklanır, telaşlanırdı.<br />
O kadar çok çantamız, bohçamız, valizimiz olurdu ki!<br />
İstasyonda saatlerce aktarma için beklediğimiz anlarda, Adana’da oturan rahmetli halam ile, saraçlık yapan, gümüş renginde, sürekli taranmış, briyantinli saçları, mavi gözleriyle kocası bizi karşılardı.<br />
Midemin bulantısı dindiği için bu kez halamın Malatya usulünde yaptığı içli köfteleri iştahla yerdim.<br />
Bir salkımsöğüdün dibindeki bankta saatlerce oturur, büyüklerin muhabbetini dinlerdik, sonra yeni lokomotifler, onlara bağlanmış yeni vagonlar, yeni pencereler, yeni ovalar, dağlar, tüneller!  başlardı.<br />
Hayat bir yolculuktu, kara trenler hem bizi birilerinden ve bir yerlerden ayırıyor, hem kavuşturur, birleştiriyordu.<br />
Bir yerlerden bir yerlere vagonlar dolusu acılar ve anılar taşıyordu.<br />
İnsan yaşadıkça, şairin dediği gibi, bir şeylerin acısıyla ve anısıyla yaşıyor.<br />
Murathan Mungan’ın,<br />
<em><strong> Her seferinde erteliyordum büyük vazgeçişi bilet değiştirmekle<br />
Oysa hiçbir yolculuk taşımıyordu beni hiçbir yere<br />
Başka yolcular değildi bekletilen, yolcular başkalaşıyordu<br />
Saplanmış trenlerse aynı tünellerde ilk karı bekliyordu.</strong></em> Dizeleri de o melali yansıtmakla birlikte, o günleri en çok Cahit Sıtkı’nın kelimelerine emanet etmeyi yeğliyorum:<br />
<strong><em> Nereye bu gece vakti?<br />
Güzel tren, garip tren?<br />
Düdüğün pek acı geldi,<br />
Hatıra neler getiren.<br />
Çok mudur mendil sallamam;<br />
Her yolcu az çok aşina,<br />
Haydi, yolun açık olsun;<br />
Geçtiğin köprüler sağlam,<br />
Tüneller aydınlık olsun.</em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.maliyasar.com/deneme/kara-tren.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
